12 Ekim 2012 Cuma

İst.te kamera arkası



“Ama konusu çok sıradan, basit.” Dediklerimiz,  ülke olarak, insan olarak çözemediklerimizdir. Bana kalırsa sinema sektörü bu yüzden vardır. Sıradan bir şeyi öyle bir vurgular ki yönetmen, öyle bir gösterir ki “ben hiç bu açıdan düşünmemiştim” dedirtir. Bazı insanlar duyarak, okuyarak değil görerek ikna olurlar, algılarlar.
Konusu ne olursa olsun, hemen hemen her filmde,  zengin-fakir, güçlü-güçsüz,  güzel-çirkin, uzak-yakın, iyi-kötü, genç-yaşlı, suçlu-suçsuz, acı-tatlı mutlaka vardır. Kendi çevremiz dışında, hiç bilmediğimiz hayatlar olduğunun farkına varmamızı sağlar. Düşünme gücü, tartışma yeteneği verir. Ve hiçbir sinema filmi o kadar da kötü olamaz. Sinemayı kötüye kullanan bir yönetmen olabilir en fazla. Kimilerini aptal yerine koyar, kimilerini de koyduğunu sanır.  Diğerlerini geçtim, kendine bile büyük kötülük yapar, farkında değildir.
Naçizane görüşüm, izlediğin zaman sana ne gördüğünü değil neyi algılaman gerektiğini hissettiriyorsa bir film,  amacına ulaşmış demektir.
Üzüldüğüm bir nokta var fakat.  Diğer sektörlerden bir farkı kalmadı gibi İstanbul’da bu işlerin. Her şeyin  bir ikamesi var muhakkak. Bu ne kadar iyi ne kadar kötü tartışılır ama saatlerce, günlerce, uykusuz çalıştırıp, kaşedeki 50 lira 100 lira paranın pazarlığını yapıp, bilmem kaç hafta kaç ay insanların parasını ödemeyen, o parayı bir şekilde kullanıp, altına son model araba çeken yapımcının bu zihniyetle bu sektörde ne işi var? Sanatçı değil miydiniz siz? Şimdi bu adamlar yaptıkları işlerde sana en fazla ne hissettirebilir? Söyleyeyim. Ali ,Ayşe’ye aşıkmış, bunun kardeşi de ona yazıyormuş, cinayet bölgesi şurasıymış burasıymış, karakolda ayna varmış falan filan…
Bundan 5 yıl önce, elimde olmadan, gördüğüm hayatı, analizlerimi, kendi açımdan en iyi anlatabileceğim yerdi benim için kamera arkası. İlerde mutlaka olacak bu ama ben bu işi yapan herkes benim gibi düşünür, amaç aynı sanıyordum. Öyle bir hal almış ki, çok yanlış anlamışlar bu sanatı..  En kötüsü de herkes alışmış bu duruma. Sektördeki arkadaşlarımla oturup bunları konuştuğumuzda, “Tabi canım. Sen  ne sanıyordun”  denilen  her şey  artık sıradan, basit ve çözümsüz. Ama öyle bir vurguladılar ki, ben hiç bu açıdan düşünmemiştim…