“Ama konusu çok sıradan, basit.” Dediklerimiz, ülke olarak, insan olarak
çözemediklerimizdir. Bana kalırsa sinema sektörü bu yüzden vardır. Sıradan bir
şeyi öyle bir vurgular ki yönetmen, öyle bir gösterir ki “ben hiç bu açıdan
düşünmemiştim” dedirtir. Bazı insanlar duyarak, okuyarak değil görerek ikna
olurlar, algılarlar.
Konusu ne olursa olsun, hemen hemen her filmde, zengin-fakir, güçlü-güçsüz, güzel-çirkin, uzak-yakın, iyi-kötü,
genç-yaşlı, suçlu-suçsuz, acı-tatlı mutlaka vardır. Kendi çevremiz dışında, hiç
bilmediğimiz hayatlar olduğunun farkına varmamızı sağlar. Düşünme gücü,
tartışma yeteneği verir. Ve hiçbir sinema filmi o kadar da kötü olamaz.
Sinemayı kötüye kullanan bir yönetmen olabilir en fazla. Kimilerini aptal
yerine koyar, kimilerini de koyduğunu sanır.
Diğerlerini geçtim, kendine bile büyük kötülük yapar, farkında değildir.
Naçizane görüşüm, izlediğin zaman sana ne gördüğünü değil
neyi algılaman gerektiğini hissettiriyorsa bir film, amacına ulaşmış demektir.
Üzüldüğüm bir nokta var fakat. Diğer sektörlerden bir farkı kalmadı gibi
İstanbul’da bu işlerin. Her şeyin bir
ikamesi var muhakkak. Bu ne kadar iyi ne kadar kötü tartışılır ama saatlerce,
günlerce, uykusuz çalıştırıp, kaşedeki 50 lira 100 lira paranın pazarlığını
yapıp, bilmem kaç hafta kaç ay insanların parasını ödemeyen, o parayı bir
şekilde kullanıp, altına son model araba çeken yapımcının bu zihniyetle bu
sektörde ne işi var? Sanatçı değil miydiniz siz? Şimdi bu adamlar yaptıkları
işlerde sana en fazla ne hissettirebilir? Söyleyeyim. Ali ,Ayşe’ye aşıkmış,
bunun kardeşi de ona yazıyormuş, cinayet bölgesi şurasıymış burasıymış,
karakolda ayna varmış falan filan…
Bundan 5 yıl önce, elimde olmadan, gördüğüm hayatı,
analizlerimi, kendi açımdan en iyi anlatabileceğim yerdi benim için kamera
arkası. İlerde mutlaka olacak bu ama ben bu işi yapan herkes benim gibi
düşünür, amaç aynı sanıyordum. Öyle bir hal almış ki, çok yanlış anlamışlar bu
sanatı.. En kötüsü de herkes alışmış bu
duruma. Sektördeki arkadaşlarımla oturup bunları konuştuğumuzda, “Tabi canım.
Sen ne sanıyordun” denilen
her şey artık sıradan, basit ve
çözümsüz. Ama öyle bir vurguladılar ki, ben hiç bu açıdan düşünmemiştim…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder