25 Ağustos 2013 Pazar

BUUZZZZ

İstanbul’dayım ama her an her yerinde! Duramıyorum! Ordan oraya koşturuyorum. Acelem değil,  acım var.  Anlarsın …
Kendimi deniz kenarına atıyorum.
 Arkamdan iki arkadaşım geliyor…
Hava güneşli.
Yok bu hafif kalır..
Hava delirtecek kadar sıcak. 
Sahile yürüyoruz üç arkadaş. Terden  sırılsıklam vaziyette.  Tek derdimiz kendimizi bir an önce denize atmak.
-          Önce birer içki, sonra hemen denize! Tamam mı!
-          Anlaştık!
Denizin şefkatli  kollarından ilk ayrılan ben oluyorum. Hadi biraz düşüneyim sakin sakin..
İçi buz dolu bir bardak.. Sıcaktan terlemiş, önümde duruyor. Denizi izleyeyim derken görüntüye giriyor sürekli.  Ah! Diyorum.. gerçekten mi! Delirdim mi ben!! Bu sıcakta!!
 İçi buz dolu bardağın yerine koyuyorum kendimi ve fark bulamıyorum.  Bende aynı senin gibiyim.. Buz gibi şeyler koymuşum kendime.. sıcakta ter yapıyorum insanlar arkamdaki denizi göremiyor.. Buğulanıyorum… 
Bilir kişiye danışayım diyorum… Buzlarımı eritsin, ben görünebileyim diye..   Bana  ”aynı buzun lacivertini”   öneriyor..  Hayat bana bir şeyler katmalı derken bunu kasdetmemiştim diyorumJ  git gide sönen ışığı izlemeye mecbur bırakıyor  resmen.. . Bana bakıp denizi göremeyen  kendim için üzülüyorum bu kez..  Bardağın içindeki buz oluveriyorum birden..  Olsun, eriyeyim de hemen geçsin bu  buğu, büğü, büyü..Konuşma bozukluğu da yapıyor, ya da yazma. Her neyse…  Derken  arkamdan iki arkadaşım geliyor... Yalnız kalmak ne kötü diyorum…   Garsoooon!! Boşları al önümden!