İstanbul’dayım ama her an her yerinde! Duramıyorum! Ordan
oraya koşturuyorum. Acelem değil, acım
var. Anlarsın …
Kendimi deniz kenarına atıyorum.
Arkamdan iki
arkadaşım geliyor…
Hava güneşli.
Yok bu hafif kalır..
Hava delirtecek kadar sıcak.
Sahile yürüyoruz üç arkadaş. Terden sırılsıklam vaziyette. Tek derdimiz kendimizi bir an önce denize
atmak.
-
Önce birer içki, sonra hemen denize! Tamam mı!
-
Anlaştık!
Denizin şefkatli kollarından
ilk ayrılan ben oluyorum. Hadi biraz düşüneyim sakin sakin..
İçi buz dolu bir bardak.. Sıcaktan terlemiş, önümde duruyor.
Denizi izleyeyim derken görüntüye giriyor sürekli. Ah! Diyorum.. gerçekten mi! Delirdim mi ben!! Bu
sıcakta!!
İçi buz dolu bardağın
yerine koyuyorum kendimi ve fark bulamıyorum.
Bende aynı senin gibiyim.. Buz gibi şeyler koymuşum kendime.. sıcakta
ter yapıyorum insanlar arkamdaki denizi göremiyor.. Buğulanıyorum…
Bilir kişiye danışayım diyorum… Buzlarımı eritsin, ben
görünebileyim diye.. Bana ”aynı buzun lacivertini” öneriyor..
Hayat bana bir şeyler katmalı derken bunu kasdetmemiştim diyorumJ git gide sönen ışığı izlemeye mecbur
bırakıyor resmen.. . Bana bakıp denizi
göremeyen kendim için üzülüyorum bu
kez.. Bardağın içindeki buz oluveriyorum
birden.. Olsun, eriyeyim de hemen geçsin
bu buğu, büğü, büyü..Konuşma bozukluğu
da yapıyor, ya da yazma. Her neyse…
Derken arkamdan iki arkadaşım
geliyor... Yalnız kalmak ne kötü diyorum… Garsoooon!! Boşları al önümden!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder