22 Eylül 2011 Perşembe

Armut demişiz..

 İnsanoğlunun varoluşundan bu güne, ayrı ayrı her karakterin ortak noktası, derdi... Ya ayrılık acısı, ya terkedilme korkusu, ya bir daha aşık olamam düşüncesi, ya da ”nasıl unutucam onu” endişesi...Hayatımızın her döneminde illaki başımızdan eksik olmazlarJ  Çünkü her insanın kabullendiği ve bilir kişilerinde söylediği üzre aşk, uyumak, uyanmak, işe gitmek, toplantıya girmek, trafiğe takılmak, eve dönmek  tv izlemek vs.. vs.. kadar doğal bir vücut fonksiyonu!
Hayat değişiyorsa insanların ihtiyaçları da değişir, aşk da bir ihtiyaçsa insanın hayat tarzına ve  ihtiyaçlarına göre değişebilir, sürekli değişen, gelişen ve ihtiyaçların değiştiği bir toplumda aşk nasıl sonsuza kadar sürer?  Anlaşmalı evliliği anlarımda anlaşmalı aşk da neyin nesi? Kendine, sana ayak uydurabilecek, zevklerini algılayabilecek,iyi bir dost olabilecek, güzel-yakışıklı, nerde nasıl davranması gerektiğini  bilecek, zeki, eğlenceli, anlayışlı bir hayat arkadaşı arıyosun da heyecan olmadıktan sonra bunların hiç bir önemi yok. Kısa  sürer, sıkar, tekrar arayışa düşersin..
Eskidenmiş o sevgili için dağları delmeler, çöller,denizler aşmalar felanJ şimdi nerdeeeee. Şöylesin böylesin, kolum ağrıdı kalk, canım istemiyo gitmem, şimdi çok meşgulum sonra...  Millet iş görüşmesi yapar gibi sevgili arıyo kendine. Sosyal statün çok iyi düzeyde  olmalı ki kendine bi hayat arkadaşı edinebil. Yakında gazetelerde şu şekilde ilanlar görebilirz diye korkuyorum:
 Millet! Fabrika hatası olmayan, iyi bir marka olan ve aynı zamanda pahalı olmayan, heryerde giyebileceğim bir kıyafet arıyorum! Gören var mı???
Aşk’ı bizim ofisin bahçesinde dönüp dolaşan bi yavru kediye benzetiyorum bu aralarJ Etrafındaki diğer büyük kedileri, insanları inceleyo sürekli. O kadar güzel, saf ki, yemek verince yanına yaklaşan diğer  kedilere kafa kaldıramıyo, kaçıyo hemen, korkuyo,  saklanıyo...
Kısacası bana kalırsa aşk pek bizim dünyaya ayak uydurabilecek bişey değil. Bu kadar kötü bişeyin içinde nasıl barınsın, ayakta kalsın.. Eskiden aşk insanlara hükmederdi, şimdi insanlar aşka hükmediyo, e o da korkuyo tabi bu kadar şiddetten hiddetten felan saklanıyo bi yere, çıkmıyo..
Aşk asil birşeydir. Öyle emir almayı sevmez, hele statü meraklısı hiç değildir, tek kriteri “iyi” olmandır. İçinde cinlik olmayacak, içten pazarlıklı, iki yüzlü, dedikoducu vs.. bi insan olmayacaksın ki onu hakedebilesin. 
Bir de bi sır vereyim, öyle trafiği, kötü havayı, tozu- dumanı, çatışmaları-savaşmaları, bombayı, terörü felan da sevmiyo.. Nerde saklanıyo bilemem ama  elma yerine armut demiş olmalıyız , safım da işte söz  dinliyo ne yapsın, dursun orda  boşver üstü başı toz olmasın..

18 Eylül 2011 Pazar

"TEZGAH" ALTINDAN SİGARA!

-Neyin var?
-Mutsuzum…
-Neden mutsuzsun peki?
-BİLMİYORUM!
Bilinmez zaten. “Birine mutsuzum şu  aralar” dediğimde bana nedenini sorması çok hoşuma gitmez, cevap veremem çünkü… Veremeyiz. Önce bi iç çekeriz, bi sigara yakarız, bi süre garip garip bakarız, sonra uzun soluklu bi muhabbet başlar ve karşınızdaki kişinin de enerisiyle orantılı devam ederJ Konu mutsuzluğunuzun sebebi de olmaz pek… Genel olan birçok şeyden bahsedersiniz. Arada bir “ben” dersiniz, bir tek orda biraz kişiselleşir.
İnsanı  mutsuz eden tek  şey  eskileri tekrar etmesidir bana kalırsa. Tarihin tekerrürden ibaret olması insanoğlunun fizyonomisine pek de uygun değildir. Özelliklede yaşadığımız topluma bakacak olursak.
Aynı kişiler, aynı ev, aynı iş arkadaşları, aynı mekanlar, aynı yaşam alanları, yeniliğe ve bilgiye aç bedenleri  haliyle bir süre sonra mutsuz eder. MUTSUZ İNSAN enerjisiz kalır, baş edemez ve aynı şeyleri yapmaya devam eder. En fazla, arada bir, yılık izine çıkıp biraz enerji depolar , sonrasını bilirsiniz işte, aynı…
Çocuklara haber izletemezsiniz, sigara falan da istemez canları, enerjileri bitince hemen uyurlar. Biz de çocuktuk. Bi şarkı sözünde vardı ya hani, “biz büyüdük ve kirlendi dünya”  neyse…
Dün haber kanallarına bakıyorum,  yine beyinsiz kafama bir iki analiz yankılandıJ Mesela spiker neden aynı yüz ifadesi  ve ses tonunda sürekli? Ve muhabirler… Haberin önemini bile algılayamıyosun bazen çünkü çok önemli bir haberin de, gereksiz bir haberinde sunumunu aynı  ses tonuyla yapıyor…Bir süre sonra zaplama ihtiyacı duyuyosun, bi sigara yakıyosun, diğer kanaldaki spiker yine aynı…. İnsanları her yönden mutsuz etmeye açık bir ülke. Yurt dışına gitmek isteyen bi arkadaşım  var. Benden 5 yaş büyük ama görseniz ben onun ablasıyım sanki. Sigara içiyorum ya…   İngiltere de yaşamak istiyor. Sigara kullanmıyor ve nefret eder kokusundan. Çok hareketlidir ve haber kanallarını pek izlemez. Az çok ne olup bittiğinden haberdardır, kendini mutsuz etmez ve onu mutsuz eden insanları hiç anlayamaz, çok üzülür, sonra unutur. Çok iyidir ama içinde yaşadığı kötü şeylere MUTSUZ OLMAMAK adına zaman zaman ayak uydurur. Şeytanla arası iyidir, ama melek onun en büyük dostudur;)  Ama şunu söylemem gerekir ki, nerde yaşarsan yaşa  bu genelleme değişmez. İngiliz spikerler de  aynı ses tonu ve yüz ifadesindeler çünkü… Orda da mutsuz olması ve ayılmaması istenilen koca bi insan sürüsü var. Oradaki insanlar da evden işe, işten eve… Bazı şartlar Türkiye dekinden çok daha iyi olabilir ama ilk başta cazip gelir, sonra aynı..

Hayata kural koyan insanlara ve onun sürülerine uymayı hiçbir zaman istemedim. Ne kadar doğru bilemem ama bana kalırsa doğru içinden gelen olmalı. Yoksa bişeyi sırf “doğru olan bu” diye yaparsan ve hiç içinden gelmiyorsa sonuç yine aynı… Mutsuzluğun bonus kazandı! Ama üzülme en azından onlara göre doğru bişey yaptın.
“Madem bu devletin işine geliyo, neden kapalı alanlarda sigara yasak peki” derseniz, söyleyeyim. Yasak olan cazip olur çünkü. Görünmeyen şeyler daha çok dikkat çeker. (Bkz: İran) Mesela  ben bir kanalda çalışıyordum. İsim vermeyeyim. Siyaset programı çekiyoruz. Gündemdeki  meseleleri tartışıyor birkaç “bilir” kişiJ  Her neyse… Bi gün uyarı aldım yakası biraz açık bir şey giydiğim için. Öyle askılı, mini falan giyemiyosun, ama genel müdürüm beni gecenin bi yarısı arıyor ya da kısa mesajla yemek yeme  teklifinde bulunabiliyordu… Sonrası aynı işte… İşten atıldım, bi sigara yaktımJ
Neyse…
VEEEEEEEE şimdi sizlere bir son dakika gelişmesini aktaracağım sayın seyircilerJ
Sigarayı bırakmanın çaresi bulundu!
Olabildiğince hareket edip, gerekirse hiperaktif oluyoruz, “şuraya gidelim mi?” sorusuna  “hadi hemen” diye yanıt veriyoruz, Haber kanallarını olabildiğince az izleyip, olup biteni yazılı takip ediyoruz, (zaten ne olup biteceği de az çok ortada malum. Aynı şeyler işte…) “neden mutsuzsun?” sorusunu sordurmuyoruz bile. Böylece iç çekip sigara paketine de uzanmamış oluyoruz…
Çünkü;
Sigara içmek,  kan akışını yavaşlatır ve ciğerlerinize zarar vererek daha derin ooofff çektirir. Sigara içmek, tahammül etme gücünüzü azaltır ve hayatın monotonluğuna, renksiz ve kokusuz ritmine katlanmanızı sağlar. Sigara içmek, cildin erken yaşlanmasına ve insanların göz zevkini bozmanıza neden olurJ Sigara içmek, sevgilinizi sizden ayırır. Sigara “TEZGAH” altından satılsa bile, düzenlenen tezgahlar değişmez. Sigara içmek o kadar değil de tek sorun buymuş gibi davranmak SİZE VE ÇEVRENİZE ciddi zararlar verir.

14 Eylül 2011 Çarşamba

fark

Bir müzik kanalı izliyorum. 1994 yılının popüler müziklerini yayınlıyorlar. Bi an düşündüm de, eskiden,  sadece müzik kanalı izlerdimJ Bir klipten diğerine bütün müzik kanallarını zaplardım. İllaki bi kanalda benim sevdiğim şarkının klibi olmalıydı. Artık neden yapmıyorum diye düşündüm, cevabı buldum. Çünkü o  zaman  sadece iyi olanı hayal ederek yaşardım… Bu artık kötülere de açığım demek değilJ sadece çocuk olmak öyle bir şey işte… Bir şeyi seversen seversin, sevmezsen sevmez. O zamanlar nettik, bütün çocuklar gibi… “Sen git! Sen çok güzelsin, sen bencilsin, sen kötüsün, bunu yemem, bunu istemem” diyebilirdik hiç çekinmeden… Bu iyi bir şey değil neticede fakat kesinlikle mutluluk kaynağı…  Hayatın çelişkisine bak!… Ne istediğini bilememenin ya da ne hissettiğini bilememenin  insanları mutsuzluğa sürüklemesi = büyümek yani…
Aklıma gelen bir diğer şey, aşkı ve ilişkileri eleştiren insanlar oldu.” İlişki şöyle olmalı, böyle yaşanmalı, bunlar kesinlikle olmamalı! Bunlar hep hata!” vs…  Evet doğru, birkaç kriter illaki var… Hayatın içinde böyle sürüklenirken, her şey bildiklerimizden farklıyken,  yalan, sahtekarlık  ve çıkar ilişkileriyle dolu bir dünyada yaşamaya alışmışken bir tek aşkın yalanını sindiremedik…  Birine deli gibi aşıkken neler hissettiğinizi düşünün… Daha sonra o insanın size yaşattığı hayal kırıklıklarını, yaşattığınız hayal kırıklıklarını, hayatınızdan aldığı birkaç yılı, hatalarınızı, hatalarını…Yok oluşunu…  Gözlerinizin içine bakıp sanki hiç gitmeyecekmiş gibi size sarıldığı anları düşünün  ve şimdi çok uzakta oluşunu , bir daha hiç olmayacağını. Bu çark hep aynı yöne dönmeyecek tabiî ki  ama enerjisinin azalacağı kesin.. İşimizle, hobilerimiz ya da zevklerimizle  ilgili konuşurken gayet net ve açık olabiliyoruz, fakat aşk konusunda hiçbir zaman… Bizi hep şaşırtır çünkü. Ne olacağını kestiremeyiz. Sorun ne peki derseniz, sorun saygısızlık… İnsanlar aşık kişilere paranoyak muamelesi yaptığı sürece bu konu uzar,  uzar… İnsanoğlunun duygusuz olmaya sürüklendiği bir dünyada yaşıyoruz ve  eski sevgiliden  ya da canını acıtan birşeyden bahsetmek artık “güçsüzlük” sembolü…  Bu konu önyargının ta kendisi oldu hatta…. Bişeyler seni içine sürükler, yaşatır, yaşar, biter, sen bahsettiğin anda güçsüz ve zavallı olursun. Çünkü  makinelerin ruhu  yoktur! Canını sıkan şeyden bahsetmeye bile korkar hale gelmişsindir… Bu da artık yavaş yavaş insanlıktan çıktığımızın resmidir… Aynı müzik kanallarını zaplayacak gücü kendinde hissetmeyip o güzel şarkıdan sonra çalan berbat bir şarkıya katlanmak gibi… Belki sonrasında yine sevdiğin şarkı çıkar diye.. Büyüdük ya…  Ama olması gereken bu değil. Çünkü bu bekleyince olacak bir şey değil. Bu şöyle bir şey, bi gün o kanalı ya da radyoyu açtığında en sevdiğin şarkıyı duyma umuduJ  Ama emin ol şarkının sonlarına denk geldin…