14 Eylül 2011 Çarşamba

fark

Bir müzik kanalı izliyorum. 1994 yılının popüler müziklerini yayınlıyorlar. Bi an düşündüm de, eskiden,  sadece müzik kanalı izlerdimJ Bir klipten diğerine bütün müzik kanallarını zaplardım. İllaki bi kanalda benim sevdiğim şarkının klibi olmalıydı. Artık neden yapmıyorum diye düşündüm, cevabı buldum. Çünkü o  zaman  sadece iyi olanı hayal ederek yaşardım… Bu artık kötülere de açığım demek değilJ sadece çocuk olmak öyle bir şey işte… Bir şeyi seversen seversin, sevmezsen sevmez. O zamanlar nettik, bütün çocuklar gibi… “Sen git! Sen çok güzelsin, sen bencilsin, sen kötüsün, bunu yemem, bunu istemem” diyebilirdik hiç çekinmeden… Bu iyi bir şey değil neticede fakat kesinlikle mutluluk kaynağı…  Hayatın çelişkisine bak!… Ne istediğini bilememenin ya da ne hissettiğini bilememenin  insanları mutsuzluğa sürüklemesi = büyümek yani…
Aklıma gelen bir diğer şey, aşkı ve ilişkileri eleştiren insanlar oldu.” İlişki şöyle olmalı, böyle yaşanmalı, bunlar kesinlikle olmamalı! Bunlar hep hata!” vs…  Evet doğru, birkaç kriter illaki var… Hayatın içinde böyle sürüklenirken, her şey bildiklerimizden farklıyken,  yalan, sahtekarlık  ve çıkar ilişkileriyle dolu bir dünyada yaşamaya alışmışken bir tek aşkın yalanını sindiremedik…  Birine deli gibi aşıkken neler hissettiğinizi düşünün… Daha sonra o insanın size yaşattığı hayal kırıklıklarını, yaşattığınız hayal kırıklıklarını, hayatınızdan aldığı birkaç yılı, hatalarınızı, hatalarını…Yok oluşunu…  Gözlerinizin içine bakıp sanki hiç gitmeyecekmiş gibi size sarıldığı anları düşünün  ve şimdi çok uzakta oluşunu , bir daha hiç olmayacağını. Bu çark hep aynı yöne dönmeyecek tabiî ki  ama enerjisinin azalacağı kesin.. İşimizle, hobilerimiz ya da zevklerimizle  ilgili konuşurken gayet net ve açık olabiliyoruz, fakat aşk konusunda hiçbir zaman… Bizi hep şaşırtır çünkü. Ne olacağını kestiremeyiz. Sorun ne peki derseniz, sorun saygısızlık… İnsanlar aşık kişilere paranoyak muamelesi yaptığı sürece bu konu uzar,  uzar… İnsanoğlunun duygusuz olmaya sürüklendiği bir dünyada yaşıyoruz ve  eski sevgiliden  ya da canını acıtan birşeyden bahsetmek artık “güçsüzlük” sembolü…  Bu konu önyargının ta kendisi oldu hatta…. Bişeyler seni içine sürükler, yaşatır, yaşar, biter, sen bahsettiğin anda güçsüz ve zavallı olursun. Çünkü  makinelerin ruhu  yoktur! Canını sıkan şeyden bahsetmeye bile korkar hale gelmişsindir… Bu da artık yavaş yavaş insanlıktan çıktığımızın resmidir… Aynı müzik kanallarını zaplayacak gücü kendinde hissetmeyip o güzel şarkıdan sonra çalan berbat bir şarkıya katlanmak gibi… Belki sonrasında yine sevdiğin şarkı çıkar diye.. Büyüdük ya…  Ama olması gereken bu değil. Çünkü bu bekleyince olacak bir şey değil. Bu şöyle bir şey, bi gün o kanalı ya da radyoyu açtığında en sevdiğin şarkıyı duyma umuduJ  Ama emin ol şarkının sonlarına denk geldin…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder