Televizyona dalmışım. Kafamı çevirdim, sağ elim pencere
kenarında. Şehir manzarası çok güzel ama umrumda değil. Yanan sigarama
dalıyorum. Birkaç evin ışığı yanıyor. Işığı yanan ne kadar ev, dükkan vs..
varsa onlara dalıyorum.. karanlık bir aralıktan ışıkları yanan tren
geçiyor. Yokuşlardan inen arabalar var.
Lunapark gibi keyifli bu görüntüye dalıyorum. Alt katta birileri sohbet ediyor.
Aynı insancıl acılarını, farklı bir dille anlatıyorlar.. Gecenin bu vaktinde uyumamış çocukların sesleriyle
yüzüm gülüyor… Sessiz sedasız, alçak kahkahalarla muzur
planlarını anlatıyorlar. Bir sokakta köpek havlıyor, muhtemelen sahibini
korumak için. Bir de ben varım. Bu bilindik sahneleri tekrar tekrar izleyip, yeni
bir şey keşfetmeye çalışmamın nedenini sorguluyorum. İçimdeki şehrin ışıklarını az da olsa
yakabilmek için, çoğu vaktimi enerji
depolayarak geçiriyorum. Işıklarımı yaktığımda şu an baktığım şey her ne olursa
olsun, bir daha asla, şimdi, şu an göründüğü
gibi görünmeyecek.. hiç bir şey
1sn önce göründüğü gibi olmayacak..
Her saniye bir şey kaybediyorum, birileri başka bir yerde bir şeyler
buluyor.. Kaybetmek o kadar da kötü değilmiş diye düşünüyorum.. Sadece bazen hissettiklerime tercüman
olamıyorum, yakalayamıyorum, yetişemiyorum. Ya o! Diyorum.. ya onu kaybedersem ve kimse
bulamazsa… nereye gider… Büyüyorum,
büyüdükçe daha çok kaybediyorum.. ışıklarım sönüyor, muzur kahkahalarım yok
oluyor..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder