Bir gün gelecek, için huzurla dolacak… bütün karmaşayı, can sıkıntılarını süpüreceksin bir kenara “bir daha karşıma çıkamayacaksınız, engel olamayacaksınız” diyeceksin. Yavaş yavaş toplayacaksın kırılan parçalarını, yerlerine koyacaksın, izleri kaldı diye yakınmayacak, bu sefer izlerin kattıklarıyla övünmeye başlayacaksın. Arada bir sızlayacaklar,” olur canım o kadar da insanız en nihayetinde” diyeceksin.
Bir şehre gideceksin, gün batımına yakın olacak, içindeki huzursuzluk o melodiyi duyuncaya kadar yaşayacak. Anne, baba seni karşılayacak, en sevdiğin yemekler yapılacak, sokaklarda çocuklar çığlık atacak, yemekten sonra kısa yürüyüşler yapılacak, yaşlı baban erken yatacak, anneyle dedikodu yapılacak, kardeş le vizyondaki film tartışılacak. Sabah telefonun çalmayacak anne bağıracak: “pınaaaaaaaaaaaar hadi! Kahvaltıyaaa” zar zor çıkacaksın yatağından, rüyanda gördüğüne gözlerin dolacak, kısa sürecek, kuş seslerine dalacaksın… uykulu uykulu babanın esprilerine katlanmaya çalışacak “yüzünü yıka artık” diyen anneye naz yapacaksın. Televizyondaki sabah programıyla dalga geçilecek, kahvaltıdan sonra komşu oturmaya gelecek, türk kahveleri pişecek, bahçeye domates, biber ekilecek, en büyük sıkıntı olması gerektiği gibi sağlık olacak, en büyük sevinç ise “kızım gel, ektiğin fidan büyümüş, çiçek açmış” olacak.
Yine günün sonu gelecek, pamuklu pijamalar giyilecek, güneşin batışı değerlendirilip, sevdiğin şarkı ile veda edilecek. O arayacak “sen en kıymetlimsin diyecek”. Ama orda bitecek, bu sefer sadece huzur verecek. Başı sonu düşünülmeyecek, bütün prosedürler imha edilecek. Balkon kapısı aralanacak, rüzgar perdeyi hafifçe sıyıracak, komşular evlere dönecek, baba yatağa gidecek, anne bardaklara çay koyacak, köpeğin gelip kucağına yatacak, televizyonda güzel bir film başlayacak, kahkahalar atılacak, gözler dolacak, hayat hep böyle geçmeyecek, en büyük dua “ allahım aileme uzun ömürler ver” olacak…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder